19 Eylül 2020, Cumartesi Web TV Foto Galeri Sosyal Medya Mobil Uygulamalar Arşiv
 
 
Erdal Çil

YOLDAKİ ÇUKURLAR

Mola verdik, kendimize geldik!

Şimdi kaldığımız yerden yola devam zamanı. Yaklaşık üç yıldır Ankara’ya hiç gitmedim. Bu yüzden devletin başkentinde neler oluyor, hangi siyasi cereyanların etkisi var bilmiyor, bilmek de istemiyorum.

Ben taşradan; devletin periferdeki organlarından bakıp, Ankara’ya hafif de olsa bir ışık, bir kandil, bir mum ışığı tutabilmenin mutluluğundayım.

Sadece sorunları söyleyip: “Alın, ne yaparsanız yapın!” deyip kenara çekilmek, sorunlar yumağının içine bir yumak daha sallayıp hele ellerimi ovuşturup sevinmek bizim kitabımızda yazmaz!

Biz devletimizin büyüklüğü, güçlülüğü ile mutlu olur, onun huzuru ile kendimizi huzurlu buluruz. Hele; içinden geçtiğimiz şu zorlu süreçte, amiyane tabirle yedi düvelin üzerimize çullanmak için fırsat beklediği bu günlerde her basiret sahibi vatandaşımız gibi, devam-ı devlet dilemezsek, kendimizi affedemeyiz.

Kurumlarımızın içinde en göz önünde bulunanları hastanelerimiz. Her gün binlerce misafiri ağırlayan, dertlinin dert, hastanın şifa aradığı kurumlar. Memuriyete ilk adımı attığımız yer de İzmir’in büyük hastanelerinden biri, ilde o dönemin iki üniversite hastanesinden biriydi.

Halen de İzmir’de sıkça uğradığım, sayıları giderek azalmış olsa da dostlarımı ziyaret ettiğim kurumlardan birisidir o hastane. Her gittiğimde içinin nasıl kaynadığına şahit oldukça, nasıl üzüldüğümü inanın şu satırlar çekemez ve ben bu satırlara anlatamam.

Sadece bu güzide kurumumuza has böyle bir durum diyebilsem, yine elimi kalemi alıp yazarım hiç çekinmeden yetkililerine ama maalesef burayla sınırlı değil dertler.

İldeki diğer büyük üniversite hastanesinin durumu ondan daha vahim! Bakmayın siz yöneticilerinin pişkin pişkin medya karşılarına çıkıp da mutlu pozlar verdiklerine. Bilimde, yönetimde kurumu çağ atlattıklarına dair söylemlerde bulunduklarına.

Geçenlerde çok satan gazetenin birinin manşetlerinde geziyordu hastanenin içler acısı durumu. İnanın orada yazılanlardan fazlasını biliyorum! Dilim döndüğünce de değil, çok açıkça tehlikeyi, kurumun içinde bulunduğu sıkıntıları da kurumun en yetkililerine, çok açık, madde madde de yazan, yazdıklarını da paylaşan biriyim.

Benim görmem, yazmam hadi neyse diyelim, Anayasanın 160’ ıncı maddesi gereği kamu idarelerini Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetleme yetkisi bulunan Sayıştay tarafından da kurumların röntgeni çekildi, ilgili yerlere sunuldu ama neticede ne oldu? Benim memurum işini biliyor! Göstermelik bir-iki soruşturma.

Asıl suçluların değil de tali derecede ve ilgisiz onlarca kişiye açılan, bolca mağduriyetlerin yaşandığı, kurumda huzuru bozan, iş barışını yerle bir eden, bol gürültü çıkaran ama neticede sadece zaman kaybı yaşanmasına sebep olan bir süreç. Yani; elde var sıfır! Buna ben razı değilim ki Allah nasıl razı olsun?

Tarih, mahşeri vicdan nasıl razı olsun? İşin bir ilginç yanı da: böylesi dökülen kurumlara Sağlık Bakanlığı bir de 2019 yılının kalite değerlendirmesinde yüksek not vererek ödüllendiriyor. Neresine el atsanız dökülen bu kurumların yöneticileri bir de yıllardır bu kurumların elde ettikleri gelirlerden, kendilerine ek ödeme adı altında ek gelirler almaktalar. Kurumun uçan kuşa borcu varken!

Kurumlar, İzmir gibi bir şehrin ortasında, ihalelerine girecek bir firma dahi bulamıyorken, hastanenin borçlarından dolayı firmalar yıllardır alacaklarını alamıyorlarken bu kurumların yöneticileri performanslarından ötürü ek gelirleri kendilerine mübah görmekteler.

Sayın Alatlı’nın sözleri geliyor aklıma! Hukuka uygun olabilir ama vicdana, ahlaka ne kadar uygun bu uygulama?

Mahkemelerden beraat edebilirsiniz belki ama mahşeri vicdan ile nasıl helalleşecek, nasıl beraat edebileceksiniz ki? Ama yolun sonu mu? Yollar uzun. Kasisler olur, tümsekler olur, çukur olur, çamur olur ama yollar daima vardır gidene. Niyet, düzeltmek, görmek olmayınca yazılanlar, raporlar falan da kar etmiyor.

Mesele günü, krizi fırsata çevirmek, sayılı da olsa şu günlerin kıymetini bilip, eleştirilere kulak tıkamak! Çok gören, çok bilen, içine sindiremeyen olursa da öncelikle incitmeden alıp kenara koymak. Onlar işini biliyor, arkalarını dayadıkları yapılarla, devlet (MİŞ) gibi davranıyorlarsa da canınızı sıkıp, ümitsizliğe kapılmayın sakın!

Sahi: hiç devlete benzer bir hal, bir iz, ne bileyim bir ağırlık, devlete, devlet adamlığına yakışır ufacık bir işaret görüyor musunuz ki üzerlerinde? Olsa olsa bu dönemin çukurları olabilirler.

Dediğimiz gibi yollar uzun ve çukurları da var ne yazık. Ama çukurun sonrası da yol. Çukurlara takılıp kalmayın! Bahara doğru görüyorsunuzdur yollarda.

Bir kamyon dolaşır arkasına doldurduğu malzemeyle ve elinde bir kürekle bir işçi; doldurup doldurup geçer o çukurları. Biz yolumuza bakalım. Yollar güzel.

15.02.2020

Erdal ÇİL

cerdal48@gmail.com

15 Şubat 2020 Paylaş
 
Bu yazı için yapılan yorumlar ( 0 ) + Yorum Yaz

Yorum bulunamadı !..

 
facebook.com/HaberEgeli
 
Yazarın Diğer Yazıları
ARAYA CAMLAR GİRDİ
TRİBÜNE OYNAMAK
YİNE AYLARDAN AĞUSTOS
PINAR'LARIMIZ KURURKEN
PATLAYAN FİŞEKLER, SİLAHLAR VE EKSOZLAR.
İYİLİĞİN BULAŞICI GÜCÜ
TAMAM MI?
BU BAYRAM
NASIL KURULURSANIZ ÖYLE DURULURSUNUZ
EMANET MEKTUPLAR
3 MAYIS'TAN 1 MAYIS'LARA
KORONACI
ZAMANE SOKAKLARI
KAMUDA ESNEK ÇALIŞMA VE UYGULAMA BİRLİĞİ
SOSYALMEDYA İMAMLARI
OLMAZ OLSUN BÖYLE HEKİMLİK
ATEŞKES BAHARI
VATAN ONLARA YAR OLSUN
YUNUS'TAN HEYBEME DÜŞENLER
YOLDAKİ ÇUKURLAR
 

WEB TV Tüm videolar
O belde (Ahmet Haşim)
 
Elena Ledda - Pesa
 
 
FOTO GALERİ Tüm galeriler
 
 
 
? Anket
 
   
Kent Haberleri Spor Politika Ekonomi Yazarlar Sağlık Eğitim Asayiş Kültür Sanat Yaşam Dünya Magazin
facebook.com/haberegeli twitter.com/haberegeli Google+   Anasayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Künye
Sitene Ekle
İletişim

© Copyrigth 2013 haberegeli.com tüm hakları saklıdır
  Sitemiz abonesidir