10 Aralık 2019, Salı Web TV Foto Galeri Sosyal Medya Mobil Uygulamalar Arşiv
 
 
Erdal Çil

Muzaffer Usta

Koca hastanenin tek camcısıydı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine her gün Kemalpaşa’dan gelir ve mesaiye hiç de geç kalmazdı. Vukuat dediğimiz, istenmeyen-beklenmeyen olayların hele hele hastanelerde vakti-saati hiç belli olmuyordu.

Evine her akşam nasıl giderdi bilemem ama bildiğim hasta odasında veya hastanenin herhangi bir biriminde “cam kırıldı” ihbarını aldığımda tek ricacı olduğumuz Muzaffer Usta olur ve biraz kızıp yüzünü ekşitse de yıllardır kırılan bir camı takmadan mesaisini bitirdiğini hiç görmezdik.

Hele fırtınalı havalarda gece yarılarına kadar tek başına o kırılan camlarla nasıl mücadele verip, hastaneye nasıl bir fedakârlıkla hizmet ettiğini ben unutsam acaba o binalar, o duvarlar ve tarih unutur muydu?

Yıllardır amiri olarak çalıştığım Muzaffer Usta ile benim yollarım gün gelmiş ayrılmış ben Muğla’ya gittikten bir süre sonra o da İzmir Kemalpaşa Sağlık Grup Başkanlığında görev yapıp oradan emekli olmuştu.

Şimdi de yıllardır ikamet ettiği ilçe olan Kemalpaşa’da yaşıyordu. Ne zamandır gidip ziyaret etmeyi arzuluyordum. Bugüne kısmetmiş. Sarıldık, helalleştik. Hasret giderdik.

İsim isim kulaklarını çınlattığımız bütün arkadaşlara selamları oldu. Aramızdan ayrılanları gözlerimiz dolu, hüzünlenerek hayırlarla andık. Eski Türk Koleji, Eczacılık Fakültesi binalarından hastaneye çevrilen o eski binaların, hastane olarak kullanılması doğal olarak pek çok sorunları beraberinde getiriyor, kısıtlı bir bütçe, kısıtlı bir personel sayısı ile ama inanmış, kenetlenmiş bir ekibimiz vardı her birimde ve inanılmaz mücadele vererek sorunların üstesinden geliyorduk.

Bazen öyle ki evlerimize gidecek halimiz kalmıyor, geceleri dahi işyerinde sabahlıyor, yoruluyor ama hizmet etmenin de keyfine varıyorduk. Şimdi hastane çok daha modern ve yeni binalarda hizmet veriyor. O zamanlar en önemli kurumsal borçlarımız su ve elektrik borçlarımızdı.

Başta yöneticilerimiz olmak üzere hepimizin uykusunu kaçırıyordu o borçlar. Bir namus meselesi olarak görüp o borçları, temizleyinceye kadar kenetlenmiş, kuyular açmış, jeotermal enerjiyi ilk kullanan kamu kuruluşu olmuş, o hatları dışarıdan hiçbir yapım işi satın almadan hep kendi, tıpkı Muzaffer Usta gibi fedakâr personelimizin gayretleriyle yapmış, beraber enerji tüketim borçlarını kısa bir sürede sıfırlamıştık.

Şimdi ne öyle eski ve dökük binalarda hizmet veren hastaneler var, ne de o zamanki gibi dar bir kadro sıkıntısı. Ama bütün üniversite hastaneleri dünya kadar borçlu ve ekip adında başka ekipler cirit atıyor kamu kurumlarında.

Biz, dışarıya yaptırdığımız her türlü hizmet alım veya yapım işlerinden oldukça çekinir ve tabiri caizse gücümüzü gücümüze, gecemizi gündüzümüze ekleyerek yapım işleri veya birçok hizmet işini kendi gayretlerimizle halletmeye çalışırdık.

Nadir de olsa yapamadığımız ve dışarıdan almak zorunda kaldığımız işlerde ise mutlaka sağlam gerekçelerimiz olur ve kurumu kimseye peşkeş çekmek gibi bir düşüncemiz olmazdı. Günümüzde ise ufacık dahi işler sürekli dışarıya servis edilmekte.

Bugün kurumlarımız, en başta da üniversite hastanelerimiz büyük borçların altında. Unvanlarında en üst akademik payeye erişmiş kafalar ise sanki bahane / mazaret üretme uzmanı olmuşlar gibi ağızbirliği ile iğneyi hiç kendilerine batırmadan millete, sorumlu oldukları merciilere hep çuvaldız gösterip, bahanelere sığınmaktalar.

Birçok kurum yöneticisi ekibini hep kurum dışından oluşturma derdinde ve kurum içi güçlere ihtiyaçları hiç yok gibi. Hatta onların varlıkları, yöneticileri tedirgin etmekte ve fırsatını buldukça da o kurumsal hafızayı ve dinamiklerini itibarsızlaştırma çabasındalar.

Bir il sağlık müdürü düşünün ki ilinde faaliyet gösteren bütün hastanelerin bütün mobilya ve tefrişatını bu hastanelerin hiçbir idari ve teknik birimlerine danışmadan, dışarıdan bulduğu bir takım firmalarla birlikte planlayıp, teknik şartnamelerini de onlarla birlikte planlayarak yapsın ve siz orada sağlıklı bir yönetimden bahsedin sıkıysa.

Ya da bir başka kurum yöneticisi, bir rektör düşünün ki: kurumuna mal ve hizmet verecek bütün firmaları tamamen kendi isteğiyle ve tamamen kurum dinamikleri ve kamu / kurum teamülleri dışında, kurum dışı güçlerle elele vererek yapmış olsun.

Borçlarıyla beraber yaşamaya mahkum bırakılmış kurumlarımız. Öyle uzun uzun hesap yapıp yok 2007 SUT fiyatları, yok döviz kurları, yok artan diğer hizmet maliyetleri gibi bahaneler arama samimiyetsizliğine gitmeden önce etraflarına bir baksalar!

Muzaffer Usta gibi kaç usta, kaç personel kalmış etraflarında?

Başta yöneticiler olmak üzere kurumlarının sorunlarına karşın, dertlerine karşın kenetlenip ekip olabilen, ekip kurma gayretinde kaç yönetici, kaç samimi insan görebiliyorsunuz ki çevrenizde? Böyle olunca da birbirimizi kandırmayalım sadece günü kurtarıp, kendilerini kurtarıyorlar.

O kafayla asla kurumlarını yönetemezler, ancak kurumları onları idare eder. Onlar kurumu; kurum içi güçleri yok sayarlar, kurum da onları yok sayar, idare eder. Yani körler sağırlar, birbirlerini ağırlar! Bugün de maalesef böyle birçok kurum.

Samimiyetten uzak, tamamen sosyal medya seviyesinde bir samimiyete mahkûm, sahte ilişkiler. Siz kurumunuz çalışanlarıyla omuz omuza verip ekip olmazsanız, dışarıda kurulan ekipler gün gelir sizi de kurumunuzu da siler süpürürler ve siz de de kurumunuza en büyük ihaneti yaparak tarih olur gidersiniz.

Mesele hoş bir seda bırakmak meselesi! Bakın işte orada Muzaffer Usta. Bugün emekli ama geride hoş sedası baki kaldı.

Ne mutlu!

Ben bugün gidip ona sarıldım ve helalleştim. Siz de gidin uğrayın ve cemiyet olarak yerlerini koruyamadığınız, neslini koruyamadığınız, işlerini müteahhitlere devrederek kurumlarda yok ettiğiniz Muzaffer Usta’ larla gidip helalleşin!

Hiç olmazsa ahirete giderken manevi borçlu olarak gitmemiş olursunuz. Fotoğrafına şöyle bir dikkatlice bakın Muzaffer Usta’ nın.

Gözlerinden fışkıran samimiyete bakın bir de şimdilerde etrafınızda çalışmak zorunda olduğunuz kişilere bir bakın!

Aslında devlet; çatımız, bekamız, çok şey istemiyor bizden.

Bir Muzaffer Usta yetiştirmek çok mu zor? Onlar dışarıdan, parayla-pulla gelmiyorlar. Onlar yüzde yüz bu toprakların insanları.

Kolaylıkla da bulunabilecek türden insanlar ama onları görecek, onlara dokunacak ya da yöneticilik yaptıkları kurumların derdini, dert edinecek insanlar nerede sahi? Hepinize çok selamı var Muzaffer Usta’nın.

Yolunuz düşerse Kemalpaşa’da ağırlar sizi. Sizden iyi şeyler, iyi haberler duymaya o kadar can atıyor ki….

Hakkını helal et Muzaffer Usta!

28 Nisan 2019 Paylaş
 
Bu yazı için yapılan yorumlar ( 0 ) + Yorum Yaz

Yorum bulunamadı !..

 
facebook.com/HaberEgeli
 
Yazarın Diğer Yazıları
ASIL SİZ KİMSİNİZ BAYIM?
VASIFSIZ ELEMAN ARANIYOR
AHDİNE VEFALILAR
HAZ-ME-DE-BİL-MEK
Elma dersem çık
Fukara Şehirler
Emperyalizm böyle bir şey
Film aynı film
Sezen Zambak Meydanı
Yaz bitiyor
Menteşe bize yeter!
Huzur Sokağı'nın hüznü
Öfkeler şelale!
Öfkesiz yazılar
Öfkeye dikkat
Yine üniversite yine Muğla
Devlet nereye?
15 Temmuz'a bir turnusol
Sath-ı Taarruz
Var mısınız konuşmaya?
 

WEB TV Tüm videolar
Cem Yılmaz Fundamentals
 
Hatasız Kul Olmaz-Tarkan
 
 
FOTO GALERİ Tüm galeriler
 
 
 
? Anket
 
   
Kent Haberleri Spor Politika Ekonomi Yazarlar Sağlık Eğitim Asayiş Kültür Sanat Yaşam Dünya Magazin
facebook.com/haberegeli twitter.com/haberegeli Google+   Anasayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Künye
Sitene Ekle
İletişim

© Copyrigth 2013 haberegeli.com tüm hakları saklıdır
  Sitemiz abonesidir