19 Eylül 2020, Cumartesi Web TV Foto Galeri Sosyal Medya Mobil Uygulamalar Arşiv
 
 
Erdal Çil

YUNUS'TAN HEYBEME DÜŞENLER

Önlerinden geçtikçe, içlerine girdikçe hep : “ah” ettiğim, iç geçirdiğim, hikâyelerini dinlemeye doyamadığım bu şehrin eski evlerinden biri olan Saadet Hanım Konağı’ndaydık geçen akşam.

Muğla’nın, yazılmayı bekleyen bir kitap gibi bütün gizemleri, yaşanmışlıkları ile her sokakta, her köşede öylece sessiz sedasız duran veya hikâyelerinin çok daha ötesinde günün şartlarına boyun eğmiş durumda kaderine terk edilen bu evlerini gördükçe hep eski valimiz Sayın Ahmet Altıparmak’ı hatırlar, onun bu evleri kültürümüze kazandırma yolunda attığı adımları gelir gözümün önüne.

Sonra Beyoğlu’nda, Galata’da benzer tarihi binaların nasıl çeşitli kurum ve kuruluşlarca aslına uygun restore edilip, sosyal amaçlı projeler için nasıl ticari kaygıdan uzak olarak halkın, öğrencilerin, turizmin kullanımına hazır hale getirildiğini düşünür ve hayıflanır dururum.

Çok mu zor olurdu bu evlerin her biri örneğin değişik bankalarca düzenlenip tıpkı Saadet Hanım Konağı gibi, ticari faaliyet olmaksızın sosyal proje olarak kültürümüze kazandırılsa? Öğrenciler burada o banka görevlilerinin refakatlerinde derslerine çalışsalar, ısınsalar, dinlenseler, okusalar, yazsalar, şehri, tarihini solusalar?

Çok mu zor olurdu koca koca bankaların böylesi bir işe girişmeleri? Bu şehirde bir Sıtkı Koçman örneği var hâlbuki. Bu şehirden, bu topraklardan kazandıklarını yine bu şehre verip götürmeyen yüce gönüllü insan bu şehrin gönlünde yaşamıyor mu? Düşünsenize her bir eski ev bir bankanın adı ile anılsa ve hafif yollu da yarışsalar hizmette ve öğrencilerin de düşünsenize bu evlere cıvıl cıvıl, müdavim olup aktıklarını; ruh verip, şenlendirdiklerini.

Varsın ilin statükosu birleştirmesin şehir ile kampüsü!

Bu yolla şehir nasıl da bütünleşiverir üniversiteyle. İnanın Arastası, Konakaltısı, Tabakhanesi yeniden canlanıvermez mi? Esnafı hayat bulmaz mı böylesi bir gelişme ile?

Hiç olmazsa Müftülük, kendi çapında üzerine düşeni yapmış ve böyle bir kültürel sorumluluğun altına elini uzatmış. Yunus Emre’nin vefatının 700. Yılı dolayısıyla Prof. Dr. Namık Açıkgöz’ün, Yunus şiirleri konulu bir sohbetini dinledik o akşam burada.

Yararlı ve çokça notlar aldığım bir programdı doğrusu. Hani derler ya: girerken: “Aman ya bilmediğim bir konu mu diye girip de çıkarken de meğerse bir şey bilmiyormuşum diye çıkıyorsan iyi toplantıdır, faydalı olmuştur” işte tam da öyle bir programdı o akşam.

Bu vesileyle hem kıymetli hocamızı hem de bu tür toplantılara ev sahipliği yapan İl Müftülüğünü kutluyorum. Bir teşekkür de hocanın 700.yıl dolayısıyla yazdığı kitabını, o akşam ücretsiz olarak öğrencilere dağıtan Post Yayınevine.

Dile kolay! Hemen her konuda yazmış, söylemiş bir aşık, bir ozan, bir bilge Yunus. Ama beni daha çok ilgi alanımla ilgili yazdıkları ilgilendirdi ve sizler için not aldım. Son zamanlarda sıkça eleştirdiğim liyakatsizlik sorununu o gün Yunus’un dizeleriyle de ete kemiğe büründüğünü görmek doğrusu şaşırtmıştı beni. "Aşk ile gelen erenler içer ağuyu nûş eder, Topuğa çıkmayan çaylar, deniz ile savaş eder.”

Dizeleriyle sanki yedi yüzyılın ağırlığı çöküvermişti üzerime. Hoca da soyadının hakkını vererek, benim halimi gözden kaçırmamış olacak ki devamında bir de şu dizelerini hatırlatmaz mı Yunus’un: "Bu sohbete gelmeyenler, Hak nefesi almayanlar; Sürün onu burdan gitsin, durur ise çok iş eder"

Artık tası tarağı toplayıp gitme vaktidir. Kalemi, klavyeyi terk edip, Yunus’a, divanına teslim olma vaktidir. Öyle de yaptım. Yazmadım o akşamdan beri. Eski kitapları karıştırdım uyumadan önce ve bir Abdürrahim Karakoç kitabı ile uzandım yatağa.

Aman Allahım! Elime aldığım her kitapta, okuduğum her mısrada sanki bir Yunus izi, bir Yunus sözü diziliyordu önüme. Yunusça derinliğini bilmeme rağmen daha çok Yavuz duruşuyla tanıdığım Karakoç’ un dizeleri de deli gönlüme ırmak olup çağlamaya başlamıştı.

“ Çile, bela yağıyorken etrafa Hâk, adalet dedik çıktık ön safa Kötü” tanıtsa da bizi, üç beş et kafa Tarih kötü diye bildirmez bizi.

” Artık bütün zaman, bütün âlem Yunus deyi görünürken bizim de bu hafta Yunus deyi yazmamamız, en başta onun şahsı manevisine büyük hadsizlik olur düşüncesindeyim. İlle de iz arayıp, izinden gidecek rehber arayanlar için dünyayı keşfe çıkanlar, bu toprakların çocuğu, bu toprakların sesi Koca Yunus’a niye kulak vermezler, ondan uzak dururlar o da ayrı bir konu. Ama kendi hisseme; Allah onların izinden gitmeyi; kıymetlerini bilmeyi, Yunusça yaşamayı, Yunus diye bilmeyi bizlere nasip etsin! Unutmayan, unutturmayanlardan Allah razı olsun.

22.03.2020

Erdal ÇİL

22 Şubat 2020 Paylaş
 
Bu yazı için yapılan yorumlar ( 0 ) + Yorum Yaz

Yorum bulunamadı !..

 
facebook.com/HaberEgeli
 
Yazarın Diğer Yazıları
ARAYA CAMLAR GİRDİ
TRİBÜNE OYNAMAK
YİNE AYLARDAN AĞUSTOS
PINAR'LARIMIZ KURURKEN
PATLAYAN FİŞEKLER, SİLAHLAR VE EKSOZLAR.
İYİLİĞİN BULAŞICI GÜCÜ
TAMAM MI?
BU BAYRAM
NASIL KURULURSANIZ ÖYLE DURULURSUNUZ
EMANET MEKTUPLAR
3 MAYIS'TAN 1 MAYIS'LARA
KORONACI
ZAMANE SOKAKLARI
KAMUDA ESNEK ÇALIŞMA VE UYGULAMA BİRLİĞİ
SOSYALMEDYA İMAMLARI
OLMAZ OLSUN BÖYLE HEKİMLİK
ATEŞKES BAHARI
VATAN ONLARA YAR OLSUN
YUNUS'TAN HEYBEME DÜŞENLER
YOLDAKİ ÇUKURLAR
 

WEB TV Tüm videolar
O belde (Ahmet Haşim)
 
Elena Ledda - Pesa
 
 
FOTO GALERİ Tüm galeriler
 
 
 
? Anket
 
   
Kent Haberleri Spor Politika Ekonomi Yazarlar Sağlık Eğitim Asayiş Kültür Sanat Yaşam Dünya Magazin
facebook.com/haberegeli twitter.com/haberegeli Google+   Anasayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Künye
Sitene Ekle
İletişim

© Copyrigth 2013 haberegeli.com tüm hakları saklıdır
  Sitemiz abonesidir